Günlükcan;
Şimdi ben sana günlükcan deyip duruyorum ya. Bu iş böyle olmayacak. Bir kere bu isimden senin cinsiyetinin ne olduğu belli değil.
Öyle ya, “can” daha çok erkek adı gibi duruyor durmasına da, bu ancak yalnız kullanıldığında böyle. Birleşince ne olacağı yazmıyor bir yerde. Bak mesela Nurcan var, Gülcan var, Bircan var, Sercan var, Özcan var. Kimi kız adı, kimi erkek, kimi karışık. Adı günlük olan kimseye rastlamadım daha. Şimdi seninki kız adı mı erkek adı mı, karmaşa oluyor.
Şimdi benim sana başka bir kız adı bulmam lazım. Ama böyle harbi bir isim. Kafa karıştırmayacak, söylenmesi hoşuma gidecek falan, içinde bir dişilik barındıracak bir isim. Mesela ben sana Cemile diyeyim bundan sonra.
Neden Cemile dersen, hikâye uzun biraz. Aslında ben hep özenmişimdir böyle insanların sahip oldukları değişik şeylere isim vermelerine. İşte hayvanlarına, araç yahut arabalarına. Papağanına İsmail, kedisine Pelin, hatta timsahına mazlum diyenlerden geçtim. Arabada taşıdığı sopaya Haydar diyeni mi ararsın, depoda kullandığı forklifte Cavidan diyeni mi? Forklifte Cavidan adı verilir mi e be Günlükcan, pardon Cemile. Kız bak şimdiden adını karıştırmaya başladım. Kızmak yok ama sonra. Hem bu isim değişikliği sende de bir kişilik bunalımı yaratmasın. Ben sana öyle davranmasam kişiliksizin tekisin sonuçta. Hani sayfalarını başkası bulsa, okusa, yazsa engel mi olucan? Kim yazarsa yazsın yok demiyon sonuçta. Gelen ağam giden paşam, yağma yok.
Kız Cemile, kısaca böyle işte. Ben de bu isim verme huyu olan insanları kıskandım yani. Daha önce adı olan tek bir şeyim oldu, o da sadece benim değildi. 6 yaşındayken babam kanadı yaralı bir bıldırcın bulup getirmişti eve, Şila adını koymuştu ablamlar. Ben de Şila diye seviyordum gerçi ama bana kalsa ben o ismi verir miydim, hatta isim verir miydim, emin değilim. Ama hala çok hoşuma gider bu isim. Hani şimdi 30 yıl geçti aradan, sonradan saldığımız bu bıldırcının büyük ihtimal 14. göbekten torunları yaşıyordur, uçuşuyordur etrafta. Ama mesela bıldırcının biri gelse, penceremden girip “ben o senin ellerinle susam yedirdiğin, omzunda dolaştırdığın Şila’nın torunuyum” dese, ailemden birine kavuşmuş gibi olacam.
Şimdi gelelim neden Cemile sorusunun yanıtına. Aslında bu da bir kıskanma durumuna işaret ediyor. Bizim ODTÜ’de Temel diye bir arkadaşımız vardı Rizeli. Bir gün kitap fuarına kitap taşıyacaktık, böyle onlarca koli falan ama. Temel “siz hiç merak etmeyin, ben Cemile’yi alır gelirim” dedi.
Taşıma günü, biz neyle karşılaşacağımız bilmeden beklerken Temel’i, Temel çıkıp geliverdi, kocaman külüstür bir kamyon içinde. Ama kamyonu görmeniz lazım, dökülüyor yani. Biz “Temel, bu kamyon taşır mı bu kadar koliyi?” demeye kalmadan Temel lafı ağzımıza tıkadı. “Cemilem neler taşıdı daha önce, bunlar çocuk oyuncağı”.
Bu Temel aslında hakkında roman yazılabilecek bir kişiliktir, ama şimdi lafı Cemile’den açtık diye adını anmışken kişiliğini didik didik etmeyeyim de şunu ekleyeyim sadece. Bu arkadaş arada hoşlandığı kızlara da Cemile’den mutlaka söz açardı. Mesela yurtlarda kalan bir kızdan hoşlanmış da bir randevu koparmışsa mutlaka şöyle derdi. “Tamam, akşama Cemile’yle gelir seni alırız yurttan”. Kız, anlam veremez, bir tuhaf olurdu tabi. Bu tuhaflık, akşama yurdun önüne yanaşan külüstür kamyon ile kendisini almaya gelen Temel’i görünce artardı da ne kadar artardı, onu yaşayan bilir.
İşte ben taa o zamandan düşünmüştüm Cemile adı üzerine. Öyle ya, cemil “iyilik” yahut “iyi karşılanan davranış” demekti, lakin biraz daha erkeksi bir iyiliği çağrıştırmakta. Dişi sürümü olan “cemile” ile de daha erkeksi bir anlama işaret ediliyor zihnimde. Kadınların iyilik veya o türden yaptıkları şeylere ben daha çok hoşluk diye baktığımdan, bu duruma karşılık olarak Latife veya Lütfiye daha uygun görünüyor. Nitekim bu isimler de daha feminen bir anlam yarattığından olsa gerek, Latif veya Lütfü de erkek adı olarak kullanıldığında, bende anlamını yitiriyor.
Ama işte bu “Cemile” adı o külüstür kamyon üzerinden zihnimde yarattığı karmaşık düşünce itibariyle hoşuma gittiydi. O zamandan, “tanıdığım birine bu adı vermem, ama isim verecek başka bir şeyim olursa adına ‘Cemile’ diyeceğim” demiştim.
Eh be Cemile’m, sana kısmetmiş bu Cemile adı. Hadi kolay gelsin. Allah ömrünü uzun, bahtını açık etsin. Kulağına ezan da okurdum ama işyerinde yapmayayım şimdi...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder