Günlük kız, ben sana bir kız ismi vermiştim de unuttum şimdi. Emine miydi, Kamile miydi? Haa, yok yok, Cemile demiştim ben sana.
E işte Cemile kız, bak başıma neler geldi dünden beri. Aptal bir hırsızla karşı karşıyayım. Öyle aptal ki aklın almaz valla.
Dün iş çıkışı, artık Ankara’da ikamet etmekte olan işyerimden eski bir dostun ziyaretine mazhar olunca, kısa bir İstanbul turu yaptık. Önce Emirgan Korusu güvenlikçileri sonra Ortaköy Restoran İşleticileri ve en son Ortaköy’ün muhtelif esnafıyla hasbıhalimiz neticesinde gece yarısını bulduk.
Nitekim vaktin artık geç olduğunu idrak edince en son durağımızdaki sohbet arkadaşlarımız olan Ortaköy sahaflarıyla vedalaşıp helalleşip eve doğru yollandık. Arkadaş beni eve bıraktığında saat gece yarısına 5 vardı. Onu uğurlayıp kendi kapıma yöneldim ki ne göreyim? Evimin iki kapısından dışarıda duran demir kapı açık ve kilidi kırık, diğeri kapalı ama artık kapatılmış mı, dokunulmamış mı belli değil. Vaktin gece yarısı olduğunu unutup kapıcıyı cebinden arayınca sesinden adamı uyandırdığımı fark edip ayıldım biraz. Kapıyı açıp bir tedirginlikle içeri girip odaları dolaştım ki evde kimse yok, içeride hırsızın bir emaresi yok. Bu arada kapıcı geldi. “Ben” dedi, “sabah kapıyı kilitli gördüm ama akşama doğru çöpü almaya geldiğimde dış kapı açıktı, siz gelmişsinizdir diye şüphelenmedim”.
Gelelim hırsızın salaklığına. Benim ev, çoğunlukla emekli subay ve paşaların yaşadığı bir site ve neredeyse her evde hatıra mahiyetinde de olsa bir silah falan var. Evim binanın giriş katında ve bina acayip işlek. Çoğunlukla çocuklu, kalabalık aileler yaşadığından asansörden inenler, kapıdan geçenler gırla. Kendi kapımın önü beş dakika boş durmuyor. Kaldı ki apartmandaki evlerin çoğunda tek kapı varken benimkinde iki kapı var. Üstüne üstlük muhterem hırsız akıl özürlüsü zor olan kilidi kırmış ve kapıyı açmış ama kolay olan ve kilitli olmayan kapıya dokunmamış. Daha kötüsü, tüm apartmandaki tek bekâr hayatı yaşayan benim ve muhtemelen en züğürt ev benimkisi. Kaldı ki, ben evde yokken bile gelenim gidenim evde kalanım çok olduğundan, neredeyse boş olması en az muhtemel ev de benimkisi.
155’i arayıp adresi verdim. 10 dakika kadar sonra polis geldi, duruma baktı, anlam veremedi. “Bu memleketin hırsızları bile aptallaştıysa bu memleket adam olmaz birader” vecizesini sarf etti. “gece gelirse ne yapayım, vurabilir miyim?” dedim. “Vur, ama öldürme” dedi. bu arada apartaman geceyarısı gelen sarhoş, ayyaş veya birtakım keyif sahibi kişiler de apartman girişinde başımıza toplandı, karşılıklı durum değerlendirmesi yaptık. Komşular uyandı, kapısını açan bize katıldı. Polis, “hırsızlık olmamış, olay yeri inceleme (CSI) gelmez buraya, bu halde yakalasak da serbest bırakırlar” dedi ve “maalesef” diye ekledi. Ben de hukuk sistemimize yeniden övgüler dizdim. Polis hak verdi ve ayrıldı.
Bu arada bana yakın oturan bir arkadaşımı uykusundan uyandırıp çağırınca atladı geldi, “burada kalma, adam yarım bıraktığı işi gece bitirmeye gelebilir, değerli bir şeyler varsa topla, bana gel” dedi. Ben değerli şeyleri araştırmaya girip az sonra bir sırt çantasıyla döndüm. Çantaya göz atan arkadaşım tuhaf tuhaf baktı bana. Yeni aldığım iki çift ayakkabı, bir palto ve fotoğraf makinem vardı sadece. Açıklayınca anladı, hatta hak verdi. Benim ayakların biri 43, biri 44 ve ayak tarağım normalden biraz daha yüksek. Ayakkabı bulmak da eziyet ve ben bu ayakkabıları bulmak için İstanbul kazan ben kepçe gezmiş durmuşum, bulunca iki çift almış, daha giymemişim. Şu an benim için daha değerli ne olabilir ki? “Hırsız gece gelip beni şu eski kanepelerden kurtarsa şükran bile duyarım” dedim, gülüştük. Evdeki bir ışığı açık bıraktım, kapının kilitlenebilecek tüm kilitlerini kilitleyip çıktım.
Sabah eve dönünce gördüğüm manzaraya anlam veremedim. Penceremin demirlerinden en yükseğine bir günlük gazete (hatta bu günlük hürriyet gazetesi) sıkıştırılmış, dün açık bıraktığım lamba sönük. Eve yöneldim, kapıyı açmaya çalışıyorum, anahtar çevriliyor ama kapı açılmıyor, içeriden sürgülenmiş gibi. “Galiba” dedim “Hırsız evimi iyice sahiplendi”. Evin etrafında iki tur attım ki açık bir perdeden içeriyi gözleyeyim, arada kapıcıyı da aradım, durumu anlattım, anlam veremedik.
Kapıya yeniden yöneldim. Kapı bir nedenle sıkışmış olabilir de, ya açık bıraktığım ışık ve pencerede manasızca duran bugün tarihli gazete? Kapıyı zorladım açıldı. Işık kapalı hakikaten ama ampul bozulmuş.
Az sonra gelen tanıdık bir anahtarcı tüm bu kapıların hırsızı en fazla 5 dakika oyalayacağını uygulamalı olarak ispatladı. Ben tüm kilitleri korumalı yenileriyle değiştirerek hırsızı 5 yerine 8 dakika oyalamayı tercih ettim. Rahatlamış ve tatmin olmuş olarak evden ayrıldım. İşe gelirken fark ettim ki cep telefonum yanımda değil, evde kalmış.
Eh! Fırsat işte. Sevgili hırsız bir eve uğrayıp beni şu cep telefonu ve kanepelerden kurtarsan, ne hayır duaları ederim sana bir bilsen.
not: Geçen yıl bugünlerde yazdığım bir yazı... Yalnız yaşayan tüm arkadaşlarıma :)